13 Aralık 2011 Salı

////

50/50,%50,Yüzde elli,...

Bazı kelimeler vardır ki cümleye ihtiyaçları yoktur. Onlar başka kelimelerden yardım almazlar bir şeyler anlatmak için. Onların yanına konduklarında bile fazla gelir diğer kelimeler siz sadece o kelimeyi duyarsınız. Kanser. O da bu kelimelerden biridir. Kimimiz bu kelimeyi sadece yazılardan okur, haberlerde duyar. Kimimiz ise doktorlar söylemiştir de ya da çok yakınımdaki biri. Ama değişmeyen bir gerçek vardır ki, kimse bu kelimeyi duymak istemez. Çünkü insanlarda sadece korku uyandırır. Bu filmde değil.

Evet 50/50 bir kanser filmi. Ama onu sadece böyle tanımlamak ona yapabileceğimiz en büyük haksızlık olur. Çünkü hikaye sizin yüzünüze asla "KANSER!" diye çarpmıyor, asla kendini acındırmıyor. Sadece size bir adamın hikayesini anlatıyor. Kansere yakalanan genç bir adamın.

Joseph Gordon-Levitt bu adam yakın zamanda "500 Days Of Summer" filmiyle ne kadar sevdiğimi anlattığım kişi. Bu filmde Adam'ı canlandırıyor. Adam'ın normal bir hayatı var. Bryce Dallas Howard tarafından canlandırılan Rachael adlı, ilk görüşte nefret edeceğiniz, bir sevgilisi, Seth Roger tarafından canlandırılan Adam isimli en yakın arkadaşı, bir işi ve güzel bir evi var Adam'ın. Taa ki bir gün rutin kontrolde doktor ona tümörü olduğunu söyleyene kadar. Öncelikle anlam veremiyor tabii ki çünkü o spor yapan, sağlıklı beslenen ve geri dönüşüm yapan bir adam. Ama ne yazık ki bu işleri değiştirmiyor.


Sonra da Adam'ın öyküsü başlıyor. Başta ameliyat olmuyor ama kemoterapi ve psikolojik destek almaya başlıyor. Ama Adam'ın şansı bu ya kemoterapiyi yaşlı adamlarla alıyor ve psikoloğu okuldan yeni çıkmış büyük ihtimal kendisi üzerine tez yazacak Anna Kendrick tarafından canlandırılan Katherine. Kız arkadaşı hiç bir sorumluluk almak istemiyor, en yakın arkadaşı arkadaşının kanser bahanesiyle kız tavlamasını istiyor. Bir de yaşlı bir köpek var tabii. Başta böyle görüyor olayları Adam. Ama yavaş yavaş anlamaya başlıyor. Detay vermek istemiyorum çünkü ben ne yaparsam yapayım bu film kadar yumuşak ve güzel anlatamam Adam'ın başına gelenleri. Tek söyleyebileceğim  Adam bu yolculuğun sonunda çok daha mutlu ve huzurlu biri oluyor.

Ama bu hastalık üzerine yapılmış en güzel film bana kalırsa bu. Dram filmi değil kesinlikle. Demiştim ya, acındırmıyor film kendin asla. Ağlıyorsunuz tabii ama bazen de kahkahalarla gülüyorsunuz. Çok doğal bir hikaye bu sakin ama anlamlı. Çok şey öğretti bana gerçekten. Hayatta kalma şansım yüzdelere bağlı olsaydı ben ne yapardım bilemiyorum ama sanırım yüzdelerle yüz yüze gelmeyi beklememek gerek.

0 Reactions to this post

Add Comment

    Yorum Gönder