21 Şubat 2012 Salı

////

Marilyn'le İki Saat

  Ben her zaman Marilyn'den çok Audrey oldum. Marilyn her zaman bir seks ikonu olarak gözükürken Audrey saf, doğal ve güzeldi. Audrey Hepburn 2. Dünya Savaşı'nı yaşamış bir çocuktu. Hayatı boyunca imrenilen zayıflığı, aslında savaş sırasında yemek bulamadığı için yediği lale tohumları yüzündendi. Küçükken para kazanmak için bale dersleri vermesinden ne kadar çalışkan olduğunu anlayabilirdiniz. Daha yakındı Audrey benim için her zaman. İster Avrupa'da doğmuş olması olsun ister "brunette" olması Audrey'i benim için her zaman, Marilyn'den daha ulaşılabilir ve anlaşılabilir yaptı. Tiffany'de Kahvaltı'yı izlediğim andan itibaren de onun gibi olmak istedim. Marilyn'i ise abartılmış buldum her zaman. Audrey kadar güzel ve zarif bir oyuncu varken herkesin Miss Marilyn Monroe'nun etrafında koşması sinirimi bozar Audrey'nin hakkettiği ilgi göremediğini düşünürdüm. 

Bütün bu düşüncelerim ise dün Marilyn ile iki saat geçirmemle değişti. Film, Marily ve 3. yönetmen yardımcısı Colin Clark'ın, "The Prince and The Showgirl" adlı filmi çekerken geçirdiği samimi bir haftayı anlatıyor. Ama samimi derken belki de çoğumuzun Miss Monroe'dan beklediği gibi seksi bir hafta değil bu. Gerçek Marilyn'i görüyorsunuz Colin'i onunla birlikte izlerken. Aslında Marilyn'in ne kadar sevgiye muhtaç, şöhretinin ağırlığı altında ezilen, ve kalbi kırık belki de biraz hasta biri olduğunu anlıyorsunuz iki saat boyunca. Hepimizin tanıdığı, etekleri uçuşurken şuh bir şekilde gülümseyen Marilyn Monroe'yu ise "O" olarak tanımlıyor kendisi de. Kendisini tamamen o karakterin ardında sakladığı anlıyorsunuz o zaman. Ama aynı zamanda kendi yarattığı o karakterin nasıl kendisine ağır geldiğini. Marilyn'in filmde hayal kırıklığını en net şekilde yine kendisi dile getiriyor. " İnsanlar beni her zaman Marilyn Monroe olarak görüyorlar. Benim o olmadığımı anladıkları anda da kaçıyorlar."

İki saat boyunca Marilyn'i bize Michelle Williams tanıtıyor. Gerçekten çok da başarılı bir performans sergiliyor. Marilyn'i çok farklı gözlerle görmemizi sağlıyor. O kadar Marilyn'le bütünleşiyor ki film boyunca eve geldiğimde Marilyn'in videolarını izleyip içlerinde filmde gördüğüm o kırılgan kızı aramaya başladım. Çoğu videosunda göremedim ama onu. Çoğunda Marilyn Monroe vardı. Ama o bir kaç nadir video filmde gördüğüm hassas kızın gerçek olduğuna inandırdı beni. 

İşte böyle değiştirdi bütün düşünceleri bu film. 24 saat önce Marilyn Monroe benim için abartılmış bir seks ikonuydu. Şimdi ise çok başarılı bir oyuncu olup kariyerinde zirveye ulaşmak isteyen, kendisini sevip koruyacak ve asla terk etmeyecek bir sevgili arayan, ve mutlu olmaya çalışan narin bir kadın o. Tek hatası kendisine değer veren herkese inanmak ve onu kullanmalarına izin vermek ve daha sonra kendini korumak için kendisinden daha güçlü ve seksi bir kadın yaratmak daha sonra da onu bırakamamak. Yani aslında çoğumuzun yaptığı hataları yapmış Marilyn, yine çoğumuzun istediği şeylerin peşinden koşmuş hep. Audrey'nin hep istediği şeyleri istemiş Marilyn. Benim de istediğim şeyleri istemiş. Marilyn aslında bir ikon değil bizden biriymiş.


0 Reactions to this post

Add Comment

    Yorum Gönder